Bir Performansın Ardından Gelen Sessizlik: Highest Funk Company’nin “Gürültülü Bir Sessizlik” Performansı Üzerine Bir İnceleme


Highest Funk Company, 2023 yılında Buğuhan Akbulut tarafından kurulan; çağdaş dans, performans sanatı ve dans tiyatrosu ekseninde üretim yapan bağımsız bir dans kolektifi ve yaratıcı üretim alanıdır. Ankara kökenli olan topluluk, çalışmalarını ağırlıklı olarak Ankara’da sürdürmekte; uluslararası ve özellikle Avrupa merkezli çağdaş sanat yaklaşımlarından beslenen disiplinlerarası üretimler geliştirmektedir.
Highest Funk Company’nin oluşum süreci, kolektifin kuruluşundan önce Buğuhan Akbulut’un bireysel performans üretimleriyle şekillenmeye başladı. Akbulut, tek kişilik performansı Bebek bezi nasıl takılır? ile beden, kimlik ve performatif ifade üzerine deneysel bir sahne dili geliştirdi. Daha sonra Ankara’ya dönerek Yaratılış adlı performans projesini hayata geçirdi. Tam adı Yetersiz Bilgilendirilmiş Yaratılışın Sonuçları Hayati Bir Hızlanmaya Yol Açtı mı? olan eser, topluluğun ileride geliştireceği fiziksel ve kavramsal araştırmaların önemli başlangıç noktalarından biri oldu.
Topluluğun temel yaklaşımı, sanatı yalnızca “eğlence” ya da “gösteri” olarak değil; düşünsel, bedensel ve yaratıcı bir ifade biçimi olarak ele almaktır. Highest Funk bu doğrultuda, özellikle genç dansçılar ve üreticiler için başarısız olmaktan korkmadan deney yapabilecekleri, araştırabilecekleri ve kendi sanatsal dillerini geliştirebilecekleri özgür bir üretim alanı yaratmayı amaçlar. Kolektif aynı zamanda mentorluk süreçleriyle yeni sanatçıların gelişimini destekleyen alternatif bir sanat ortamı kurmayı hedeflemektedir.
Kurucu Buğuhan Akbulut, eğitimini Girne Amerikan Üniversitesi ve Pera Konservatuvarı’nda sürdürmüş; yaklaşık 15 yıldır dans alanında çalışmalar yürütmektedir. Topluluğun yaratıcı kimliğini şekillendiren bir diğer önemli isim ise Asya Canbulat’tır. Güncel ekipte ayrıca Serdar Gökçe, Yağmur Tanla, Azra Melis Yavuz, Beren T. Selçuk ve Yağmur Işık yer almaktadır. Kolektif yapısı gereği ekip her sezon dönüşen ve yeni katılımlarla genişleyen dinamik bir organizasyondur.
Highest Funk Company günümüzde aktif olarak: konservatuvar hazırlık programları, çağdaş dans sertifika programları, teknik ve yaratıcı hareket atölyeleri, doğaçlama çalışmaları, hip-hop ve “Pop for Fun” atölyeleri düzenlemektedir. Bunun yanı sıra topluluk, çağdaş dans odağında bir yaz kampı projesi üzerinde de çalışmaktadır.
Topluluğun sahne üretimleri arasında: Gürültülü Bir Sessizlik ve The Metamorphosiseserinden uyarlanan Franz Kafka: Dönüşüm dans tiyatrosu yer almaktadır.
“Gürültülü Bir Sessizlik”, Highest Funk tarafından üretilen çağdaş dans ve performans temelli iki perdelik bir sahne eseridir. Reji ve koreografisi Buğuhan Akbulut tarafından üstlenilen eser, bireyin içsel sessizliği ile modern dünyanın yoğun gürültüsü arasındaki gerilimi beden üzerinden araştırır.
Performansı Beren T. Selçuk gerçekleştirmektedir. Müzik tasarımı LEMÖNBERG’e ait olan eserin kostüm tasarımı Asya Canbulat tarafından yapılmış, görüntü yönetmenliğini ise Mesut Aldemir üstlenmiştir.
Eser, çağdaş dansın fiziksel anlatım olanaklarını performatif ve teatral öğelerle birleştirerek; bastırılmış düşünceler, iletişimsizlik, zihinsel yük ve bireyin görünmezleşmesi gibi temaları ele alır. Sahneleme dili minimal fakat yoğun bir atmosfer kurarken, bedenin taşıdığı fiziksel ağırlık ile psikolojik baskı arasındaki ilişkiyi görünür kılar.
“Gürültülü Bir Sessizlik”: Sessizliğin İçindeki Gürültüyü Dinlemek
Highest Funk tarafından sahnelenen “Gürültülü Bir Sessizlik”, çağdaş dans ile performans sanatını bir araya getiren, bireyin içsel sıkışmışlığını beden, ses ve nesne ilişkisi üzerinden araştıran disiplinlerarası bir dans tiyatrosu çalışmasıdır. Reji ve koreografisi Buğuhan Akbulut tarafından gerçekleştirilen eser, minimal sahne düzenine rağmen yoğun psikolojik ve toplumsal katmanlar üretmeyi başaran bir performans olarak öne çıkar. Sahne üzerinde yalnızca bir performansçı, Beren T. Selçuk, bir koltuk ve bir karton kutu bulunur. Ancak bu sınırlı nesne repertuarı, modern bireyin içsel çatışmalarını görünür kılacak güçlü metaforik alanlar üretir.

Eserin temel çıkış noktası koreograf Buğuhan Akbulut’un şu sorusuyla şekillenmektedir: “Aklından geçen her şeyi bir kutuya koysan ne olurdu?” Bu soru, performansın dramaturjik omurgasını oluşturur. Kutunun taşması gibi doğrudan ve klişe bir metafor yerine, kutunun esnemesi, ısınması, sıkışması ya da dönüşmesi gibi ihtimaller üzerinden insan zihninin baskılanmış katmanları araştırılır. Bu yaklaşım, eseri lineer bir hikâye anlatısından uzaklaştırır. Akbulut’un da belirttiği gibi performans, klasik dramatik yapıların aksine başlangıç-gelişme-sonuç mantığına dayanan bir olay örgüsü sunmaz. Burada mesele bireysel bir karakterin hikâyesi değil; toplum içindeki bireyin, yani herkesin deneyimleyebileceği içsel baskı hâlidir.
Bu yönüyle eser, dans tiyatrosunun temel ilkelerinden biri olan “durum yaratma” yaklaşımını benimser. Özellikle Pina Bausch’un Tanztheater (Dans tiyatrosu) estetiğini hatırlatan bu yapı, teknik dans virtüözitesinden çok bedenin psikolojik ve toplumsal yükleri nasıl taşıdığıyla ilgilenir. Performansın hareket dili bale ya da modern dansın biçimsel kodlarından değil; gündelik eylemlerden beslenir. Yürümek, oturmak, saklanmak, nefes almak, nesneleri taşımak ya da bir eyleme yönelip aniden vazgeçmek gibi sıradan hareketler tekrarlar ve kesintiler aracılığıyla yabancılaştırılır. Böylece beden, bir anlatı aracından çok zihinsel çatışmanın fiziksel yüzeyi hâline gelir.
Eserde sessizlik ve gürültü arasındaki gerilim tematik, işitsel ve koreografik bir yapı olarak kurulmuştur. Sessizlik burada huzur verici bir alan olarak değil; bastırılmış düşüncelerin görünür hâle geldiği yoğun bir işitsel atmosfer olarak ele alınır. Akbulut’un ifadeleriyle “sessizlik tam bir çığlıklar kumpanyasıdır.” Günlük hayatın sürekli gürültüsü —şehir uğultusu, dijital sesler, kalabalıklar— bireyin kendi iç sesini duymasını engeller. Ancak sessizlik ortaya çıktığında, bastırılan düşünceler, anılar, korkular ve geçmiş deneyimler yüzeye çıkmaya başlar. Performansın en önemli vaatlerinden biri de izleyiciyi bu içsel yüzleşmenin dışarıdan bir tanığı hâline getirmesidir.
Bu dramaturjik yaklaşım, performansın ses tasarımında açık biçimde hissedilir. Nefes sesleri, ayak tabanlarının zemine çarpışı, karton kutunun sürtünmesi ya da kumaşın hışırtısı gibi minimal işitsel unsurlar, sahnenin temel ses katmanlarını oluşturur. Sessizlik hiçbir zaman tam anlamıyla sessiz değildir; aksine bedenin ürettiği mikro sesler, psikolojik yoğunluğu büyütür. Bu noktada performans, Michel Chion’un sinema kuramında söz ettiği “işitsel yakınlık” kavramına yaklaşır. Küçük sesler büyüdükçe, izleyicinin dikkatini bedenin içsel durumuna yönlendiren bir gerilim alanı oluşur.
Gürültü ise iki farklı kaynaktan beslenir. Birinci katman, bedenin fiziksel hareketlerinden doğan doğal seslerdir. Dansçının kutuyla mücadelesi, hızlanan nefesi, koltuğa çarpışı ya da düşüşleri bedensel sınırların işitsel izdüşümüne dönüşür. İkinci katman ise anlatının ritmine göre yükselip alçalan müzik tasarımıdır. Dansçı kutudan kaçmaya çalıştığında ses yoğunlaşır; yorulduğunda ya da teslimiyet hissine yaklaştığında ise geri çekilir. Böylece müzik koreografinin dramatik temposunu belirleyen aktif bir unsur hâline gelir.

Performansın merkezindeki karton kutu, eserin en güçlü metaforik nesnesidir. İlk perdede taşınabilir bir nesne olan kutu, ikinci perdede dansçının içinden çıkmaya çalıştığı bir mekâna dönüşür. Bu dönüşüm, modern bireyin zihinsel ve toplumsal baskılar tarafından kuşatılmış varoluşunu temsil eder.
Kostüm tasarımı da bu sıkışmışlık hissini destekler. Performansçının üst üste giydiği ceket, gömlek ve yelek gibi katmanlı kıyafetler, modern bireyin taşıdığı toplumsal rollerin fiziksel karşılığı hâline gelir. Dansçı bu katmanları çıkarmaya çalıştıkça özgürleşmeye yaklaşır; ancak süreç doğrusal değildir. Hareketler sürekli kesintiye uğrar, beden tekrar sıkışır, yönünü kaybeder. Bu tekrarlar, bireyin özgürleşme arzusuyla toplumsal roller arasındaki gerilimi görünür kılar.
Işık tasarımı da performansın duygusal yapısına paralel ilerler. Karanlık atmosfer, bedenin içine hapsolduğu ruhsal alanı temsil ederken; kırmızı, mavi ve yeşil ışık geçişleri dönüşüm süreçlerini işaret eder. Gerilim anlarında kırmızı yoğunlaşırken, özgürleşme ve dönüşüm anlarında mavi ve yeşil tonlar öne çıkar. Bu yaklaşım, barok resimdeki tenebrizm estetiğini çağrıştırır; beden karanlığın içinden sıyrılarak görünür olurken çevre belirsizliğini korur.
Performansın finalinde dansçının semazen benzeri dönüş hareketleriyle kutudan kurtulması, dramaturjik anlamda kathartik bir çözülme yaratır. Bu dönüş fiziksel bir özgürleşme yanında aynı zamanda ritüelistik bir arınma hareketidir. Performans boyunca parçalanmış ve kesintiye uğramış beden, finalde akışkan bir harekete ulaşır. Böylece “gürültülü sessizlik” olarak tanımlanan içsel çatışma, kısa süreli de olsa dinginliğe dönüşür.
“Gürültülü Bir Sessizlik”, çağdaş dans ve dans tiyatrosunun disiplinlerarası doğasını başarılı biçimde kullanan; bireyin içsel dünyasını toplumsal, psikolojik ve medyatik katmanlarla birlikte ele alan güçlü bir performans örneğidir. Eser, izleyiciye kesin cevaplar vermek yerine onu kendi iç sesleriyle baş başa bırakır. Bu yönüyle performans, modern bireyin görünmez baskılar altında parçalanan varoluşunu sahneye taşıyan çağdaş bir beden araştırması olarak değerlendirilebilir.


Ebru Kalender
Sanat Tarihçisi, Küratör, Sanat Yazarı ve Yeni Medya Sanatları Uzmanı, The Key Art Gallery Dijital Sanat Direktörü.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap.