BEDENİN ÜRETİMİ
Bir ameliyathane bir sanat mekanına dönüşebilir mi? Fransız performans sanatçısı Orlan, yaklaşık otuz yıldır bu ihtimal etrafında dolaşıyor. Estetik cerrahiyi bir sanat pratiğine dönüştüren işleri, bedeni değiştirmekten çok onun nasıl üretildiği sorusunu görünür kılıyor. Peki ya mesele hiçbir zaman beden değilse?
Orlan, bedeni çalışma alanı olarak kullanan bir performans sanatçısıdır. Fakat bu tanım, onun pratiğini sabitleme riski taşımakta... Çünkü Orlan’ın işleri, bedenin ne olduğundan çok nasıl üretildiği sorusunu sürekli açık tutmaktadır. Bu yaklaşımın en yoğun örneklerinden biri, 1990’ların başında gerçekleştirdiği The Reincarnation of Saint Orlanbaşlıklı performans serisidir. Bu seride Orlan, estetik cerrahi operasyonlarını doğrudan sanat pratiğinin parçası hâline getirir ve ameliyatları canlı olarak izleyiciyle paylaşır.
Orlan’ın perspektifinden ameliyathane artık bir tedavi mekânı değildir. Modern tıbbın en kapalı alanlarından biri olan bu mekân, bedenin dışarıya kapatıldığı ve uzman bilgisine teslim edildiği bir eşiği temsil eder. Beden burada kamusal bakıştan çekilir. Müdahalenin kendisi görünmez kalırken dolaşıma giren şey bedenin nihai görünümüdür. Orlan tam da bu işleyişi tersine çevirir. Mahremiyetle çevrelenen ameliyathaneyi bedenin üretim sürecinin görünür olduğu bir sahneye dönüştürür. Fakat burada sahnelenen şey tamamlanmış bir sonuç değildir. İzleyici, bitmiş bir bedenle değil de bedenin kurulma süreciyle karşı karşıya kalır. Bu nedenle Orlan’ın pratiği klasik anlamda bir sanat nesnesi üretmez. Asıl görünür olan, bedenin nasıl nesneleştirildiği ve hangi süreçler içinde üretildiğidir. Orlan’dan söz etmek de tam burada bedenin sabit ve doğal olduğu fikrini taşıyan rejimi çözmeye başlamaktır.
Orlan’ın ameliyathaneyi görünür kılması ile daha temel bir varsayım da tartışmaya açılabilir. Çünkü bedenin üretim sürecini görünür kılmak, bedenin doğal ve kendiliğinden olduğu fikrini de sorgulamaya başlamaktır.
“Doğal beden” çoğu zaman tarih dışı, kendiliğinden ve verili bir varlık gibi düşünülür. Bunun temel nedenlerinden biri, bedeni üreten tekniklerin ve normların zamanla görünmez hale gelmesidir. Sürekli tekrar edilen bir düzen, bir süre sonra artık düzen olarak değil doğanın kendisi olarak algılanmaya başlar. Böylece beden de tarihsel ve teknik bir üretimin sonucu olmaktan çıkarak kendi başına var olan bir gerçeklik gibi görünür. Oysa beden hiçbir zaman kendiliğinden var olmaz. Her beden teknik, kültürel, tıbbi ve normatif süreçlerin kesişiminde üretilir.
Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren estetik cerrahinin yaygınlaşması, bu üretim süreçlerini yeni bir evreye taşır. Beden artık hastalık durumunda müdahale edilen biyolojik bir organizmadan çok sürekli yeniden düzenlenen ve görsel olarak yönetilen bir projeye dönüşür. Bu dönüşüm, “modern özne” denilen şeyin (eğer böyle bir birlikten söz etmek hala mümkünse) kendi bedeniyle kurduğu ilişkiyi de değiştirir. Beden, sahip olunan bir varlıktan ziyade sürekli güncellenmesi gereken bir yüzey gibi işlemeye başlar.
Doğallık tam da bu üretim süreçlerinin görünmezleştiği noktada ortaya çıkar. Bir şeye “doğal” denildiğinde, onun hangi teknikler, normlar ve tarihsel koşullar içinde üretildiği sorusu geri çekilir. Belki de iktidarın en etkili biçimlerinden biri tam da burada çalışır. Çünkü normal olan, doğal olduğu için değil tekrar edildiği ve bu tekrar görünmez hale geldiği için normal görünür. Estetik cerrahi de bu tekrarın beden üzerindeki en görünür örneklerinden biridir.
Orlan’ın The Reincarnation of Saint Orlan işi tam da bu görünmezliği kesintiye uğratır. İlk bakışta yaptığı şey, estetik cerrahiyi sanatın malzemesi hâline getirmek gibi görünebilir. Fakat mesele bundan ibaret değildir. Estetik cerrahi, Orlan’ın üretim yaptığı dönemde artık istisnai bir müdahale olmaktan çıkmış ve modern beden politikalarının sıradan tekniklerinden biri haline gelmiştir. Beden ise çoktan tıbbın, medyanın ve estetik endüstrisinin kesişiminde sürekli yeniden tasarlanan bir projeye dönüşmüştür. Bu nedenle Orlan’ın pratiğini estetik cerrahiye yöneltilmiş basit bir eleştiri olarak okumak eksik kalır.
Asıl mesele bedenin değişmesi değildir. Orlan, bedenin değişmez olduğu fikrine müdahale eder. Onun pratiği, bedenin sabit bir öz taşıdığına ilişkin inancı çözmeye yönelir. Bu yüzden ameliyathane de çalışmalarında klinik bir iyileştirme alanı olarak işlemez. Orlan, bu mekânı bedenin üretim süreçlerinin açığa çıktığı bir sahneye dönüştürür. Burada izleyiciye sunulan şey acı, dönüşüm ya da normalleşme değildir. Görünür hale gelen şey, bedenin hangi teknikler ve hangi bilgi biçimleri aracılığıyla kurulduğudur.
Bu müdahale, Orlan’ı estetik cerrahiyle paradoksal bir ilişkiye yerleştirir. O bu teknolojiyi reddetmez, ondan uzak durmaz ya da eleştirel bir mesafeye çekilmez. Aksine onu kendi sınırlarına kadar zorlar. The Reincarnation of Saint Orlan serisinde farklı tarihsel dönemlerin güzellik ideallerini kendi yüzünde bir araya getirir. Mona Lisa’nın alnı, Botticelli’nin Venüs’ünün çenesi, François Boucher’nin Europa’sının dudakları, Diana’nın gözleri ve Psykhe’nin burnu tek bir yüzde buluşur. Birbirinden farklı tarihsel, estetik ve kültürel rejimler aynı bedende üst üste bindirilir.
Ancak ortaya çıkan şey yeni ve ideal bir yüz değildir. Tam tersi olarak güzelliğin tarih boyunca tek ve değişmez bir ölçüye sahip olduğu fikri istikrarsızlaşır. Yüz artık kimliği temsil eden doğal bir bütünlük olmaktan çıkar. Farklı estetik rejimlerin çarpıştığı teknik bir yüzeye dönüşür. Bu nedenle Orlan’ın pratiği alternatif bir güzellik modeli önermez. “Gerçek” ya da “doğal” güzelliği savunmaya da çalışmaz. Onun müdahalesi, güzelliğin kendisinin tarihsel olarak üretilen teknik bir düzen olduğunu görünür hale getirir.
Bu noktada Orlan, bedeni biyolojik bir organizma olarak düşünmenin sınırlarını zorlar. Ameliyathanede müdahaleye açtığı yüz, sabit bir anatomik bütünlük olmaktan çıkarak teknik bir montaj alanına dönüşür. Deri, kas, kemik ve yüz hatları değiştirilemez özlerdense yeniden düzenlenebilir bileşenler gibi işlemeye başlar. Bu durum estetik cerrahinin tek başına ürettiği bir dönüşüm değildir. Daha geniş bir teknik modernitenin bedenle kurduğu ilişkinin sonucudur. Beden artık biyoteknoloji, görüntü işleme teknikleri, medikal protokoller ve medya dolaşımı arasında sürekli yeniden kurulan bir süreç haline gelir.
Orlan’ın müdahalesi bu süreci reddetmez. Onu görünür kılar. Çünkü bir sistem en güçlü biçimde, kendi üretim süreçleri görünmez hale geldiğinde işler. Bu süreçler açığa çıktığında ise artık doğal ya da kaçınılmaz görünmezler. Üretilmiş oldukları fark edilir. Orlan’ın ameliyathaneyi sanatın mekanına dönüştürmesi tam da bu nedenle önemlidir. Görünür hale gelen şey beden değildir. Bedenin nasıl üretildiğidir.
Orlan’ın ameliyatlarını izleyen kişi artık tamamlanmış bir sanat eseriyle karşılaşmaz.Karşısında duran şey, bedenin üretim sürecidir. Bu nedenle beden, sergilenen bir nesne olmaktan çıkarak sürekli oluş halindeki bir olaya dönüşür. İzleyici artık bitmiş, güvenli ve mesafeli bir güzelliğe bakamaz. Gördüğü şey, henüz tamamlanmamış bir bedendir.
Bu durum estetik deneyimin kendisini de dönüştürür. Klasik estetikte bakış, tamamlanmış bir nesneye yönelir. Orlan’da ise bakış doğrudan üretimin içine yerleşir. İzleyici artık bir sonuca tanıklık etmez. Bir oluşa dahil olur. Böylece görmek de pasif bir seyir olmaktan çıkar. Bedenin üretim sürecine eklemlenen bir pratiğe dönüşür.
Belki de bu yüzden Orlan’ın işleri medya teknolojileriyle de farklı bir ilişki kurar. Görüntü burada olup bitmiş bir olayı temsil etmez. Bir üretim sürecinin parçası olarak işlemeye başlar. Orlan’da görüntü artık temsil etmektense üretir.
TEKNİĞİN İÇİNDEN DÜŞÜNMEK
Orlan’ın pratiği burada başka bir soruyu da beraberinde getirir. Eğer bedeni üreten teknikler aynı zamanda onu kuşatan normları da yeniden üretiyorsa bu tekniklerle kurulan ilişkinin nasıl düşünülmesi gerektiği belirsizleşir. Çünkü sistemi üreten araçları bütünüyle reddetmek her zaman mümkün olmayabilir. Belki de bazı müdahaleler, sistemi üreten teknikleri yeniden dolaşıma soktukları ölçüde dönüştürücü bir imkân kazanır. Bu durumda belirleyici olan şey kullanılan tekniğin kendisi ya da onu karşı cephelerdense ona kazandırılan ivmedir.
Orlan’ın pratiği bu anlamda içeriden çalışan bir müdahale olarak okunabilir. Estetik cerrahiyi reddetmez. Onu tekrar eder. Fakat bu tekrar, sistemi yeniden üretmekten çok onun sınırlarını görünür hale getirir. Aynı teknikler bu kez farklı bir işleve sahip olur. Tekrar, istikrar üretmek yerine sapma üretmeye başlar. Böylece sistemin doğal ve değişmez görünen dengesi de istikrarsızlaşır.
İNSANIN ÇÖZÜLÜŞÜ
Bu içeriden müdahale biçimi, ivmecilik (accelerationism) düşüncesiyle belirli bir yakınlık kurmaya başlar. İvmecilik en genel anlamıyla bir sistemi (çok geniş anlamda kapitalizmi) dışarıdan durdurmaktansa kendi iç dinamikleri boyunca işlemeye zorlamayı dener. Burada belirleyici olan şey hızın kendisi değildir. Asıl mesele, sistemin kendi çelişkilerini taşıyamayacağı bir yoğunluğa ulaşmasıdır. İvme bu anlamda niceliksel bir artıştan çok sistemin yönünü ve işleyişini dönüştüren bir hareket olarak düşünülebilir.
Bu açıdan bakıldığında Orlan’ın pratiği de ivmeci düşünceyle yapısal bir akrabalık kurar. Orlan sistemi terk etmez. Onu kendi sınırlarına kadar zorlar. Estetik cerrahiyi reddetmek yerine onu yeniden işler. Fakat bu tekrar, sistemi istikrara kavuşturmaz. Tam tersine, kendi dengelerini görünür hale getirerek onları istikrarsızlaştırır. Çözülme de tam burada başlar. Sistemin dışında değil, en yoğun işleyişinin içinde.
Bu içeriden çözülme, estetik alanın sınırlarında kalmaz. Giderek daha temel bir soruya dönüşür. Eğer bedenin sabitliği çözülebiliyorsa insanın sabit bir öz taşıdığı fikri de aynı biçimde yeniden düşünülmek zorunda kalır. Böylece mesele estetik olmaktan çok ontolojik bir ağırlık kazanmaya başlar. Tam da bu noktada Nick Land’in Meltdown makalesindeki şu cümle farklı bir anlamda okunabilir:
“Nothing human makes it out of the near-future.”
Bu ifade, Orlan’ın pratiğiyle birlikte düşünüldüğünde “insan” kavramını biyolojik bir türden çok belirli bir beden anlayışının adı olarak okumaya imkân tanır. Eğer insan, doğal, bütünlüklü ve kendine özdeş bir beden fikri üzerine kuruluyorsa, Orlan’ın müdahaleleri tam da bu zemini istikrarsızlaştırır. Yüzün parçalanabilir olması, bedenin yeniden tasarlanabilmesi ve kimliğin anatomik bir temele indirgenememesi, insanı sabitleyen ontolojik varsayımları geri çeker. Ortada artık özsel bir beden fikrindense teknik, kültürel ve estetik süreçler içinde sürekli yeniden yazılan bir yüzey vardır.
Bu nedenle Land’in cümlesi, kıyameti haber veren bir kehanetten çok insan kategorisinin çözülmesine ilişkin bir teşhis olarak okunabilir. Yakın gelecekten sağ çıkamayan şey et ya da organizma değildir. Doğal, sabit ve kendine özdeş bir varlık olarak kurulan insan fikridir. Orlan’ın ameliyat performansları da tam bu noktada anlam kazanır. Ortadan kalkan beden değildir. Bedeni doğal ve değişmez kabul eden düşünme biçimidir.
Bu durumda beden, biyolojik bir özdense müdahaleler, teknikler, görüntüler ve kodlar arasında sürekli yeniden kurulan bir süreç olarak işlemeye başlar. Kimlik de artık anatomik bir temele dayanmaz. Sürekli yeniden yazılan ve farklı teknikler tarafından biçimlenen geçici bir düzenleme haline gelir.
Bu noktada yapısöküm ile ivmecilik arasında belirli bir yakınlık kurulabilir. Yapısöküm, anlamı ve özneyi sabitleyen merkezleri çözüme açarken ivmecilik bu çözülmeyi sistemin kendi işleyişi boyunca yoğunlaştırmayı dener. Orlan’ın pratiği de bu iki düşünce hattının kesiştiği bir yerde duruyor gibi görünür. Çünkü onun müdahalesi yeni bir beden tanımı önermekten çok bedeni sabitleyen düşünme biçimlerini çözmeye yönelir.
Bu nedenle Orlan’ın işleri bir anlam kaybını değil sabitlik fikrinin geri çekilişini düşündürür. Eğer yapısöküm öznenin ve anlamın merkezini dağıtıyorsa Orlan bu hareketi doğrudan beden üzerinde görünür hale getirir. Metnin çözülmesi burada etin çözülmesine dönüşür. Böylece beden de artık üzerine anlamın yazıldığı bir yüzey olmaktan çıkar. Yazının bizzat kendisi haline gelir. Beden de bir köken olarak değil sürekli yeniden yazılan bir yüzey olarak işlemeye başlar.
Sonunda geriye şöyle bir soru kalıyor: Eğer beden sürekli teknik, kültürel ve estetik süreçler tarafından yeniden yazılıyorsa bu yazı nerede başlar ve kim tarafından sürdürülür?
Belki de Orlan’ın önemi bu soruya kesin bir yanıt vermesinde değildir. Onun pratiği, zaten işlemekte olan bir süreci görünür hale getirir. Başka bir ifadeyle Orlan yeni bir beden önermez. Bedenin çoktan üretilmekte olduğunu gösterir. Bu nedenle onun müdahalesi bir başlangıçtan çok devam eden bir sürecin yoğunlaştığı eşik olarak düşünülebilir.
İnsan da bu sürecin dışında kalan sabit bir özne değildir. Farklı hızlarda çözülen geçici stabilizasyonlardan biridir. Bu nedenle bedeni, tamamlanmış bir form olarak düşünmek giderek güçleşir. Ortada duran şey, sürekli yeniden kurulan ve yeniden çözülen bir üretim sürecidir.
Belki de mesele bedenin ne olduğundansa onu sürekli yeniden yazan süreçlerin nerede başlayıp nerede sona erdiğidir.


